Rize | Rize Haber |  Haber53 | Haber 53  | Çaykur
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

YEMEKTEĞİZ YARIŞMA PROGRAMLARI

İbrahim ÖZDEMİR

28 Temmuz 2011, 18:26

İbrahim ÖZDEMİR

MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZİ YEMEK YAPIP YİYEN "YEMEKTEĞİZ YARIŞMA PROGRAMLARI"
           
            
            Meslegim geregi halki ilgilendiren programlara gunluk goz atarim. Sanirim 4 yildir devam eden bir yemek yarismalari var. adi oyle oldugu icin yazdim.Yoksa yemekle kulturle hic mi hic alakasi yok yasananlarin..
Birbirine yilisma yarismasi adini koymalari gerekirmis..
            Tarih boyunca gündemi belirleyen Aziz Türk Milleti günümüzde kendisine sunulan bir nevi de dayatılan kültürel sömürü araçlarına teslim olmuştur. Her alanda tüketim çılgınlığı furyası bizim toplumu derinden etkilemektedir. Öyle ki,  yazılı ve görsel medya aracılığıyla milli ve manevi değerlerimiz içi boşaltılarak önce dejenere edilip, daha sonra da yok edilir oldu.
           Televizyonlarda son dönemlerde  yarışma programlarının pragmanları , nev i ve  özellikleri, formatları öylesine  bir gelişme  gösterdi ki, her alanda bir yarışma programı görüp seyrediyoruz. İçinde  "reyting" kaygısından başka birşey olmayan kocaman bir "hiç" leri program yapıyorlar. Ne insanımızın günlük yaşamındaki yaşam ritüellerini ele alınıyor, ne de kültürümüzde olan değerleri paylaşıp geleceğe  taşıma kaygısı var. Varsa yoksa o lanet olası " Reyting" kaygısı..
           
           Kültür, bir toplumu diğerlerinden farklı kılan değerler bütünü ve hayatı algılama biçimidir.
           Bilim ve teknoloji evrensel ama kültür millidir. Kültürlerin milli olması, içlerine kapanık, diğer kültürlerden kopuk olmaları anlamına gelmez. Yeryüzünde saf, katışıksız kültür unsuru yoktur. Hiçbir dil, mimari, musikî yoktur ki diğerlerinden etkilenmemiş, beslenmemiş olsun. Fransız Filozofu Alain, “Arslanın vücudu yediği diğer hayvanların vücudundan meydana gelir, ama Arslan her zaman kendisidir” der. Arslan sabahleyin bir tavşan yediği zaman kulakları uzamıyor, öğleden sonra bir geyik yediği zaman boynuzları çıkmıyor. Yaratıcı, Arslana hazmettiği herşeyi Arslana dönüştürme özelliği vermiştir.

             Kitle iletişim araçlarının başdöndürücü bir hızla geliştiği dünyamızda, özü korumak şartıyla, değişim, çağdaş dünyayla rekabet etmenin vazgeçilmez şartı olmuştur. Toplumun büyük bir çoğunluğu kitle iletişim araçlarının esri olmuşlardır, adeta.. Özellikle Televizyon bunların başında gelmektedir.
 
             Bugün ülkemizde yayın yapan gazete ve televizyonlarımızın çoğu, ne yazık ki, insanımızı enforme etmeleri gerekirken, kültürel hayatımızın taşıyıcı, öğretici, eğlendirici, düşündürücü unsurları olmaları gerekirken kültürel yozlaşmanın en büyük sebebi olabilmektedirler. Çok düzeyli ve sorumluluk bilinciyle yayın yapan bazı TV. kuruluşlarını tenzih ediyorum ama televizyonlarımızın büyük bir kısmı tavernacı, gazinocu bir anlayışla yayın yapıyorlar.


           Ben bu ilk yazımda "Yemekteğiz"  programlarını ele alacağım. Çünkü, bu yemek programları bana kalırsa, yemeklerimizi değil de adeta "Değerlerimizi yemekteler.."
           
           Türkiye de ortalama standartlarda yaşayan her ailede mutfak muhabbeti vardır. Yemekteyiz furyasıyla televizyon ekranlarında çok önemli bir reyting damarı yakalayanlar, uzun süredir bu damarı tepe tepe kullanmaya devam ediyorlar. Oldukça basit, ama oldukça incitici, kırıcı bir mantık üzerinden yürütülen programda, yarışmacılar yaptıkları yemeklere puanlar vererek Allah ın bizlere verdiği nimetleri yerden yere vurarak prim yapmaya çalışıyorlar.
 
           Bizim kültürümüzde böyle bir şey var mıydı? Çocukluk çağlarımızda beğenmediğimiz bir yemek bile sofraya geldiğinde, buruşturduğumuz suratımıza kızgın şekilde bakan annemiz-babamız, "Allah ın nimetine yüz buruşturulmaz. Yiyeceksin, hamdedeceksin" diye bizleri azarlarlardı. İki Cihan Server-i Hz. Muhammed (sav) Efendimiz, "Kendinizden yukardakilere değil, aşağıdakilere bakın ve hamdedin" buyuruyor. Yüzlerce liralık harcama yaparak konuk edeceği 5 kişiyi doyurmak için çeşit çeşit, etlisinden sütlüsüne, sütlüsünden tatlısına yemekler yapan tiplerin oluşturduğu sofralara, bu memlekette kaç kişi oturabiliyor?
 
           Ama bu tipler, bir araya gelip, "Armudun sapı var, üzümün çöpü var", "Servisin kötü, gözünün üzerinde kaşın var" muhabbetleriyle, mutfak kültürümüzü yerden yere vuruyorlar. Medya manivelasıyla dört koldan sürdürülen kültürel deformasyonun mutfak boyutu bu programla doruğa ulaşmıştı.
 
           Hatırlarsanız, biz daha önce Yemekteyiz programıyla ilgili olarak defalarca yazı kaleme aldık. Ama, son günlerde bizim dikkatimizi çeken bir gelişme daha oldu. Bundan böyle, Yemekteyiz programındaki yarışmacılara destek olmak için, ekran başındakiler de SMS leriyle katkı verebileceklermiş! Programın getirdiği reyting unsurundan faydalanmak ve olayı dibine kadar rant imparatorluğuna dönüştürmek için en sonunda kendilerince bir adım attılar. Attılar ama... Ne alaka? Ekran başında izleyenler, bu yarışmacıların neyine destek verecekler?
Bu gelişme, programın varlık sebebini bile inkar eden bir durum değil mi?
 
           Bu programda, yarışmacılar yaptıkları yemekleri diğerlerine beğendirerek birbirlerini puanlıyorlar ve hafta sonunda içlerinden bir tanesi 10 bin liralık büyük ödülü alıyor.
Ben cep telefonumdan bilmem kaç SMS bedeli ödeyerek, ekran başından izlediğim bu yarışmacıların hangi unsuruna destek olacağım? Yemeğini yemiyorum, servisini göremiyorum, yemeklerin tadını bilemiyorum... Yarışmacıların tipine, sevimliliğine, ekran performansına bakarak mı oy atacağım? Bu yarışma "Mutfak içinde artistlik yapma" yarışması mı?Böyle mantık olmaz! Bu durum kelimenin tam anlamıyla ekran başındaki izleyiciyi "enayi yerine" koyma mantığıdır. Diyelim ki, yemeklerinin tamamını yakan, servisi berbat bir yarışmacıya, ekran başındaki izleyicilerden tam kapasite SMS yağdı. Ne olacak o zaman? Kim birinci olacak? "Anlayana sivrisinek saz"... İşte, ekran başında mutfak kültürümüzü payimal eden, Türk Mutfağına zerre kadar katkısı olmayan bu programın aslında neden üretildiğini anlamak için bu gelişme bile yetip artıyor. Şimdiye kadar topu ortada dolaştırıyorlardı, bundan sonra artık elleri sizin cebinizde, hem reyting hem SMS devşirecekler... Radyo Televizyon Üst Kurulu da, ne yaptığını bilmeyen bu tür programlara hiçbir yaptırım bile uygulayamayacak. Ohh ne ala memleket!
 
          Kitle iletişim araçlarının başdöndürücü bir hızla geliştiği dünyamızda, özü korumak şartıyla, değişim, çağdaş dünyayla rekabet etmenin vazgeçilmez şartı olmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar, “değişerek gelişmek ve gelişerek devam etmek” ten söz eder ki, son derece haklıdır. Artık XX.asrın başında bazı aydınlarımızın söylediği gibi “Batının bilim ve teknolojisini alalım ama kültüründen uzak duralım” mantığı geçerliliğini yitirmiştir. Çünkü bu mümkün değildir. Japonya eninde sonunda kültürel olarak da Batının tesirine açılmak zorunda kaldı. Burada yapılması gereken şey, çok iyi seçmeci, ayıklamacı olmayı başarabilmektir. Bal arısı, bal gibi bir gıdayı üretmekle beraber, zehiri de vardır. Akıllı insan, arıya yaklaşmasını bilen insan, balından yararlanır. Arıya nasıl yaklaşacağını bilmeyenler ise zehirinden nasibini alır.
          Bu vesile ile tüm İslamgüzel.com dostlarına en derin sevgi,selam ve muhabbetlerimi sunuyorum siz Rziemedya degerli okurlarina..
 
kaynakca:
zaman gazetesi
milli gazete

Bu haber 1474 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

FİRMAYAZILIMI

Uygun Fiyatlarla Web Sitenizi Yapalım

Futbola Yabancı Kalmış..19 Mayıs 2012

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

ANALİZ MARKA TESCİL

<%=BannerGoster(5)%>
 
 

2010 RizeMEDYA.com Tüm Hakkı Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi